Kardelenin Aşkı

güzel bir efsane... bu efsanenin kahramani bulundugu krallikta tüm genç
delikanlilarin ve yakin tüm kralliklarda güzelligi duyulmus genç ve güzel
kardelenin hayati... yüzünün güzelligi kadar kalbinin güzelligini bilmeyen
yokmus... evlenme çagi gelsede bir türlü kalbinin sahini bulamamis... bu
onun suçu degilmis gerçekten sevebilecegi ve asik olabilecegi biri olmasini
istemesiymis... bir gün yasli bir kadindan bir efsane duymus bu efsaneye
göre karli, bir okadar zor asilan daglarin ardinda kisi getiren ve beyaz
örtünün gerçek sahibi bir prans yasarmis... yalnizligi seçmesinin tek
nedenin kendisi için fedakarlik yapip bu soguk karlar ülkesinin kalbinde
kalmasiymis... ama oysa kardelen orada çok fazla kalamazmis... okadar soguk
okadar sogukmus ki bu hayalini kuran herkezi bu fikirden caydirirmis...
hatta bazi cesur prensesler oraya gidip geri döndüklerini ve hatta bir
dahada haber alinmadigini söylemis yalniz demis belki senin için karsi
daglarin ardinda yasayan yasli büyücü sana yardim eder demis...

herseye ragmen kardelen yola çikmis karlar öylesi büyülemis öylesi onu
etkilemiski... mutluluktan kalbi bir kus gibi çirpiniyor ve prensi görmek
için sabirsizlaniyormus... patikalari asarken karlarin güzelligi kardeleni
bile saskinliga çeviren sadece bu beyaz örtü onu oldukça etkilemis... öyleki
soguk bile bu güzelligi seyrettmek için durmasini engeleyememis... çok
üsümesine ve zorlu yollara ragmen bir kaç gün sonra prensin yasadigi
kralliga gelmis buarada prensten baska kimse yokmus... ilk görüste ask bu
oolmali ki bir birlerini ilk gördükleri an sevmisler hatta asik olmuslar...
fakat geçen her an kardelen için ölüm demöekmis... prens ona bunu
açiklamis... burada kalmasini çok istedigini ama bunun bir çaresinin
olmadigini ve asklarinin böylesi umutsuz kalacagini söylemis... ve eklemis
"böylesi ruhum yaninda huzur bulmusken; bundan sonra asla baska birinin
yaninda mutlu olamam ben" ve kardelende ayni duygulari yinelemis... ama ne
varki çaresizlik içinde geri dönmüs . ve bu efsaneyi anlatan yasli kadinin
bir kaç sözünü hatirlamis... yasli büyücünün ona yardim edebilecegini
düsünmüs... hemen yola koyulmus... bir kaç gün sonra derin heybetli
ormanlarin ardindan büyücünün evini bulmus... ona herseyi bir bir anlatmis
ama ne varki bunun çaresi yokmus... sadece bir yol varmis bir yol onu
bukadar yakin tutabilir bir yolla ancak böyle kucaklasabilirmis...oda nadir
olan ve sadece kis mevsiminde karlar prensinin koynunda açabilen bir çiçege
dönüstürebilecegini söylemis...ve durup düsünmüs kardelen "eger bu çiçege
dönüsürsem, bütün bir kis onunla beraber olur... bütün zamanimi onunla
geçirebilirdim demis..." ve eklemis..."olabilirmi askima yakin olabilmek
için bunu yapabilirmiyim demis..." ve bir kaç damla sevdikleri için veda
yaslari kararlilik içinde gözlerinden süzülmüs... büyücü ona sihirli bir
iksir yapmis... bu onu hayal ettigi çiçege dönüstürecek ve sonsuza dek
sadece kis mevsiminde açacakmis... tekrar yola koyulmus karli daglarin
eteklerini asip prensine herseyi anlatmis... kararliligi prensi okadar
etkilemiski onu kucagini açmis... büyünün verdigi iksirin bir kaç damlasini
yudumlamis... ve oracikta bir tohum tanesi olup karlarin arasinda kaybolmus
kardelen... bir kaç dakika sonra prensi bile saskina çeviren essiz güzel bir
çiçek büyüyüp boy vermis bu aski için fedakarliktan vazgeçmemis bu sevgisi
için yilmamis bu ugruna ölümü bile göze aldigi askinin koynunda açan
kardelenmis...

iste ask budur... gerçek sevgi fedakarlikla büyür... gerçek ask zamani
yener... gerçek sevgi yürekte hissedilir.... eger hayatta pismanlik duymak
istemiyorsaniz... geri dönüp neler kaybettigimize ve neleri tekrar
kazanabilecegimize bakmaliyiz... inanin geç degil.. bence bunun için geç
degil... eger gerçek sevgiyi gerçek aski yasadiysaniz bundan inanin tereddüt
etmeyin... çünkü yüreginizde sevgi zannettiginizden çok daha güçlü...
sizleri cesaretlendirecek... ve onun yanina götürecektir.... ve emin olun...
gerçek aski bir gün sizde yakalayacaksiniz...

"hayat yasanilir en güzel cennettir... asksa bunu yasatacak şarap..."
CANAN.KOC@

0 yorum  

Sevgiyi Davet Edin

Bir kadin evinden çikti , evinin önünde beyaz, uzun sakallari olan 3 yasli adam
gördü. Onlara: "Sizi
tanimiyorum ama aç olmalisiniz. Lütfen evime buyurun ve birseyler yiyin." dedi.

"Kocaniz evde mi?", diye sordular. "Hayir", dedi,kadin. "Disarda."
"O zaman giremeyiz", dediler.
Aksamleyin kocasi eve geldiginde kadin olanlari ona anlatti. Kocasi:"Onlara
eve geldigimi söyle ve
Onlari eve davet et", dedi. Kadin disari çikti ve yasli adamlari davet etti.
"Biz bir eve hep beraber
girmeyiz", dediler. Kadin: "Neden?" dedi.Yasli adamlardan biri cevap verdi:"Onun
adi
'Zenginliktir", dedi, arkadaslarindan birinigöstererek. Ve bir digerini
göstererek
"Onun da adi
'Basari'dir, ve ben de 'Sevgiyim."
Ve ekledi:"simdi esinle konus ve hangimizi evinize davet edeceginize karar
verin",
dedi. Kadin eve
Girdi ve olanlari kocasana anlatti. Kocasi çok sevindi.
"Ne kadar harika", dedi. "Zenginligi davet edelim, gelsin ve evimize zenginlikle
doldursun", dedi.
Kadin:" Neden basariyi davet etmiyoruz? dedi. O sirada
onlari dinlemekte olan kizlari:"Sevgiyi davet etsek daha iyi olmaz mi?", diye
sordu.
"O zaman evimiz sevgiyle dolar." Adam:"Bence
kizimizin tavsiyesine uyalim", dedi.
"Disari çik ve Sevgiyi davet et, Sevgi bizim misafirimiz olsun", dedi. Kadin
disari çikti ve
Sevgiyi seçtiklerini söyledi ve Sevgiyi evlerine davet etti.
Sevgi kalkti ve eve dogru yürümeye basladi. Diger iki arkadasi da kalkti ve
onu takip ettiler. Kadin büyük bir saskinlikla:"Ben sadece Sevgiyi davet ettim,
siz neden geliyorsunuz?" , diye sordu.
Yasli adam cevap verdi:"Eger siz Zenginlik veya Basariyi davet etmis olsaydiniz,
diger ikimiz
kalacaktik, ama siz beni(Sevgiyi) davet ettiginiz için, Ben nereye gidersem,
Basari ve Zenginlik de
benimle gelir."
Her nerede sevgi varsa, basari ve zenginlik de vardir.
Bu hikayeyi sevdiginiz herkesle paylasarak, siz de
Sevgiyi davet edin.

0 yorum  

Genç adam ellerinde bir buket çiçek...

Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi... Gözleri şöyle
bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup
sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı.
Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan
kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram
buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemliside özlem ve hasret
kokuyordu güller... Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor
gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, "
Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum " dedi. Az sonra sevdiğini
göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya baslamıştı. Ne zaman onu düşünse,
onunla bulusacağını hayal etse kalbi yine böyle yerinden çıkacakmış gibi
oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden hiç
birsey kaybetmemişti.. Onları hiç birsey ayıramazdı... Ne hasret, ne
ayrılık, nede ölüm... Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç
kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için
dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Ama sevdiği
her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir
kusuru olurmuş diye düşündü... Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denize
dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza olan aşkı gibi
denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu...Aslında bugün onlar için çok
özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı önce bunu
sevdiğine açmış, sonrada gidip 2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir
günde bari onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok
biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı
idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Herşey bu kadar güzelken neden
ağlıyorlardı ki? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak,
kucaklaşacaklardı...Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını
atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can
atıyordu... Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne
kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam.
Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hemde çok... Bu kadar
geç kalmaması gerekiyordu. İşte hergün burada buluşmak için sözleşmiyorlar
mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı
masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz
vermiyorlar mıydı? O zaman neden gelmemişti yine??... Aklına kötü düşünceler
gelmeye başladı. Hayır.. hayır..olamazdı. Sevdiğine birşey olamazdı. Onsuz
hayat yaşanmazdı ki... O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç
adam. Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını
kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki
kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan. Artık
bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düşünmeye
başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir hergün bu
sahildeydi, sevdiğini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak
gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaş güllerin üzerine damladı... Yine
gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı...Hiç
olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu... Genç
adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin ardındaki
kabristana doğru yürümeye başladı.

0 yorum  

Kadın Erkeği Sevdiğinde

KADIN ERKEĞİ SEVDİĞİNDE
Bir erkeğe aşık olan kadın, Marslıların gelişini ilk duyduklarında Venüslülerin yaşadıkları duyguların benzerini yaşar.
Venüslüler gökelerden gelen bir uzay gemisi filosundan güçlü ve sevecen bir Marslılar ırkının çıkacağını düşlememişlerdi. Bu varlıklar kendileri bakım istemeyecekler, aksine Venüslülere şefkat gösterip bakacaklardı. Marslılar da Venüs güzelliğine ve kültürüne hayrandılar. Hizmet edecekleri birileri yoksa, güç ve becerilerinin hiçbir anlam taşımadığını biliyorlrdı. Bu olağanüstü varlıklar, Venüslülere hizmet, onları memnun ve tatmin etmek vaadiyle mutluluk ve huzur buluyor, böyle bir görev onlara esin kaynağı oluyordu. Ne mucize!

Çoğu erkek, ona ilgi duyan biri tarafından desteklenmenin bir kadın için ne kadar önemli olduğunun pek bilincinde değildir. Kadınlar ihtiyaçlarının karşılanacağına inandıklarında mutlu olurlar. Kadın üzüntülü, heyecanlı, kafası karışık, bitkin ya da umutsuz olduğunda, bir arkadaşa, yoldaşa en çok ihtiyaç duyar. Yalnız olmadığını hissetmek ister. Sevgi ve saygı arar. Duyguları paylaşma, anlayış, değer verme ve merhamet, onun erkeğin desteğini taktir etmesi ve kabullenmesini sağlar. Marslı içgüdüleri üzüldükleri zaman en iyisinin yalnız kalmak olduğunu söylediğinden, erkekler bunu anlayamazlar. Kadın üzgün olduğunda ona saygı gösterip yalnız bırakırlar ya da kalıp sorunlarını çözmeye kalkarak işleri daha da berbat ederler.

Erkek yakınlığın, mahremiyetin ve paylaşmanın kadın için taşıdığı önemi içgüdüleriyle anlayamazlar. Oysa kadın en çok kendisini dinleyecek birine ihtiyaç duymaktadır. kadın duygularını paylaşarak sevgiye layık olduğunu ve gereksinmelerininin karşılanaçağını algılamaya başlar. Kuşku ve güvensizlik yok olur. Kendisinin saygıya değer olduğu duygusuna yeniden kavuşunca, zorlayıcı olma eğlimi de azalır; saygıyı kazanmasına gerek yoktur, gevşeyebilir, daha az verip daha çok alabilir. Buna layıktır.

ÇOK FAZLA VERMEK YORAR
Venüslüler depresyonlarıyla başa çıkmak için duygularını paylaşıyor ve sorunları hakkında konuşuyorlardı. Konuştukça kendilerini neden kötü hissettikleri ortaya çıktı. Durmadan bu kadar çok vermekten yorulmuşlardı. Her zaman kendilerini birbirlerinden sorumlu hissetmekten hoşlanmıyor, bir süre yalnızca gevşeyip başkalarının onlara bakmasını istiyorlardı. Her şeylerini başkalarıyla paylaşmaktan yorulmuş, özel olmayı ve kendilerine ait bir şeylerinin olmasını istiyorlardı. artık azizlikten ve başkaların için yaşamaktan tatmin olmuyorlardı.

Venüs'te kaybet/kazan felsefesi hüküm sürüyordu: "Sen kazanasın diye ben kaybediyorum." Herkes başkası için özveride bulundukça, hepsinin işi görülüyordu. Ancak yüzyıllardır bunu yaptıktan sonra Venüslüler her zamn birbirlerine bakmaktan ve herşeyi paylaşmaktan artık yorulmuşlardı. Onlar da artık kazan/kazan felsefesine hazırlandılar.

Benzer biçimde, bugün de çoğu kadın artık vermekten yorulmuştur. Biraz ara vermek istemektedirler. Kendilerini tanıyacak zamana ihtiyaçları vardır. Önce kendilerine ayıracak zamana. Birinin onlara duygusal açıdan destek vermesini ve o birine bakmak, onun için kaygılanmak zorunda olmamayı istemektedirler. Marslılar da tam bu iş için biçilmmiş kaftandır.

Venüslüler artık almayı öğrenmeye hazırken, Marslılar da tam bu noktada vermeyi öğreniyorlardı. Yüzyıllar sonra Venüslülerle Marslılar evrimlerinin önemli bir aşamasına gelmişlerdi. Venüslüler almayı, Marslılar da vermeyi öğrenmek zorundaydılar. Bu benzer değişim, hem kadında, hem de erkeklerde olgunlaşma döneminde yer alır. Kadın gençlüğinde özveride bulunmaya ve kendini eşinin ihtiyaçlarına göre biçimlendirmeye çok daha gönüllüdür. Erkek ise gençlik yıllarında çok daha kendine dönük ve başkalarının gereksinmelerine karşı duyarsızdır. kadın olgunlaştıkça, eşini memnun etmek için nasıl kendinden verdiğini farketmeye başlar. Erkek olgunlaştıkça başkalarına nasıl daha fazla saygı gösterip hizmet edebileceğini farkeder.

Erkek olgunlaşırken kendinden vermeyi öğrenebilir, ama en önemli değişiklik vermekte nasıl başarılı olabileceğini anlamasıdır. Benzer biçimde, kadın olgunlaştıkça yeni verme stratejileri öğrenir, ama asıl değişiklik istediklerini alabilmesi için belirli sınırlar koyabilmesidir.

SUÇLAMAKTAN VAZGEÇMEK
Kadın çok fazla verdiğini farkettiğinde, mutsuz olmalarından dolayı eşini suçlama eğlimine girer. Aldığından fazlasını vermenin haksızlığını hissetmeye başlamıştır. Hak ettiğini almamış olsa da, ilişkilerini geliştirmek için bu soruna kendisinin nasıl katkıda bulunduğunu görmesi gerekir.

Kadın çok fazla verdiğinde eşini suçlamamalıdır. Aynı şekilde, daha az veren bir erkek kendisine karşı olumsuz ya da isteksiz olduğu için de eşini suçlamamalıdır. Her iki durumda da, suçlamak bir işe yaramaz. Çözüm eşlerimizi suçlamak değil; anlayış, güven ve şefkat gösterip onları kabullenmek ve destek olmaktır.

Bu durum meydana geldiğinde, erkek eşini suçlayıp öfkelenmek yerine sefkat göstererek, o sitemese de destek verebilir; ilk başlarda suçlayıcı gelse de onu dinleyip ilgi gösterdiğni kanıtlayan küçük hareketlerle onun kendisine güvenmesini sağlayabilir. Kadın da az verdiği için erkeği suçlamak yerine, özellikle de kendisini düşkırıklığına uğrattığı zamanlarda, eşinin kusurlarını kabul edip bağaşlayabilir.
Erkekler Mars'tan Kadınlar Venüs'ten-John GRAY

0 yorum  

Yıkıldı

bigün şekermi şeker bir erkek çocuğu dünyaya geldi.masmavi cam gibi
gözleri,hafif tombul el kadar vücudu ve çok şeker temİz bir yüzü vardı.her
gören ne kadar tatlı diyodu.bu çocuk zamanla büyüdü büyüdükçe yakışıklılığı
ortaya çıktı.ilk okula başladı.sınıfının en zeki çalışkan çocuğuydu.ilk
kurdela bu çocuğa verilmişti.ilk okulu sınıfının en çalışkanı olark
bitirdi.ortaokulda bulunduğu yerdeki en iyi okula gitti.ordada sınıfının en
çalışkanıydı.her dönem taktirname ve okul birinciliğiyle
bitiriyordu.ergenliğe girmişti ama ne yüzünde çıkan sivilceler ne sesinin
kalınlaşması yakışıklılığını bozmadı.tüm kızların gözü üzerindeydi.lisede
koleji kazandı.kazandığı kolej en iyilerdendi.ordada popüleritesinden bişey
yitirmedi.yine en yakışıklı yine en zeki yine en çalışkandı,yine en
gözdeydi.çevresinde kızlar pervaneydi ama o hiç birine bakmıyordu bile.ama
çevresindeki kızlar o kadar güzldiki.ama o bakmıyordu bile.hiç bi kız onu
etkilemiyordu.bigün eve giderken evin sokağında karşıdan bi kızı gördü.ona
doğru yaklaşıyordu.o birden bire irkildi.o kızı gördüğünde tüyleri diken
diken oldu.onda bişeyler sezdi.içine ılık bir sıcaklık hissetti.ama o kız
onu farketmemişti bile.o gece sabaha kadar gözlerini biyere sabitleyip onu
düşündü.o o kdar etkilenmişti ama kız gözünün ucuyla bile bakmamıştı
ona.ertesi gün yine o kızı gördü.fakat kız en ufak bi bakış bile atmamıştı
yine.onu sevdiğini söylemek istiyordu ama bi daha karşılaşamadı.okula geri
döndü.fakat o kızı hiç unutamadı.sadece 2 kere görmüştü ama onu
unutamıyordu.gözü kimseyi görmüyordu.kolejden sonra üniveristeyi
kazandı.ordada aynı özellikleri devam etti.okul yılları boyunca hayatına
kimse giremedi.sadece o kızı düşünüyoırdu.üniversiteyi çok iyi bir derceyle
bitirdi.çok iyi bir iş ve maddi açıdan çok iyi kazanıyordu.o kızı unutamadı
ama biriyle evlendi.çok mutlu bir hayatı vardı ama zaman zaman o kızı
düşünmenin önüne geçemiyordu.bigün öldü.yaş farkının azlığından o gördüğü
kızda öldü.diğer tarafta karşılaştılar.çocuk dediki "ben seni çok
sevdim,seni unutamadım" kızda dediki"bende".çocuk yıkıldı.arkadaşlar
sevdiğimizi söylemye çekinmeyelim.herşey için çok geç olabilir.

0 yorum  

Üç Yaşlı Adam

Bir kadin evinden çikti , evinin önünde beyaz, uzun sakallari olan 3 yasli adam gördü. Onlara: "Sizi tanimiyorum ama aç olmalisiniz.
Lütfen evime buyurun ve birseyler yiyin." dedi.

"Kocaniz evde mi?", diye sordular.

"Hayir", dedi,kadin. "Disarda."

"O zaman giremeyiz", dediler.

Aksamleyin kocasi eve geldiginde kadin olanlari ona anlatti.

Kocasi:"Onlara eve geldigimi söyle ve onlari eve davet et", dedi. Kadin disari çikti ve yasli adamlari davet etti.

"Biz bir eve hep beraber girmeyiz", dediler.

Kadin: "Neden?" dedi.

Yasli adamlardan biri cevap verdi:"Onun adi 'Zenginliktir'", dedi,arkadaslarindan birini göstererek. Ve bir digerini göstererek "Onun da adi 'Basari'dir, ve ben de 'Sevgiyim."

Ve ekledi:"simdi esinle konus ve hangimizi evinize davet edeceginize karar verin", dedi.

Kadin eve girdi ve olanlari kocasına anlatti. Kocasi çok sevindi.

"Ne kadar harika", dedi. "Zenginligi davet edelim, gelsin ve evimize zenginlikle doldursun", dedi.

Kadin:" Neden basariyi davet etmiyoruz? dedi.

O sirada onlari dinlemekte olan kizlari:"Sevgiyi davet etsek daha iyi olmaz mi?", diye sordu.

"O zaman evimiz sevgiyle dolar."

Adam: "Bence kizimizin tavsiyesine uyalim", dedi.

"Disari çik ve Sevgiyi davet et, Sevgi bizim misafirimiz olsun", dedi.

Kadin disari çikti ve Sevgiyi seçtiklerini söyledi ve Sevgiyi evlerine davet etti.

Sevgi kalkti ve eve dogru yürümeye basladi. Diger iki arkadasi da kalkti ve onu takip ettiler.

Kadin büyük bir saskinlikla:"Ben sadece Sevgiyi davet ettim, siz neden geliyorsunuz?" , diye sordu.

Yasli adam cevap verdi:"Eger siz Zenginlik veya Basariyi davet etmis olsaydiniz, diger ikimiz kalacaktik, ama siz beni(Sevgiyi) davet ettiginiz için, Ben nereye gidersem, Basari ve Zenginlik de benimle gelir."

Her nerede sevgi varsa, basari ve zenginlik de vardir.

0 yorum  

Özlediğimde bir ses duydun mu?

Zaman nasıl da ilerliyor kendi bildik rotasında değil mi? Bir gün daha sensiz bitti;

Artık gözlerimden gözlerimden utanıyorsam bu yüzdendir.

/Gece. Yine kendime kaldığım binlerce geceden bir gece. Ve sağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin, gülümsemeleri karanlıklarda yitip giden. Bütün aynalar kendiliğinden kırılmış; yalnızca sağır duvarlarda senin dalga dalga halin./

Kimbilir kaçıncı kez sana seni ve kendinmi yazıyorum.

Adına umut dediğimiz aldanışlar tortusu bazan yitse de sevenler, gizli bir umudu yine de taşırlarmış; yaşamı bıraktıkları yerden yeniden omuzlayıp varolurlarmış; bugün bunu keşfettim. Kendimi keşfettim sonunda.

Artık farkına vardığın gibi, içimdeki yaşanmazlıkları gizliyerek yardımcı oluyordum sana. "Canım feda olsun!" dediğim insandan ne esirgeyebilirdim ki?

Aşk, anlamlı paylaşımlar ve büyük dostluklar üzerine kurulunca, yaşamboyu süren güzellikler üretiyor. Bunun birçok örneği vardır.

Sen olmasan da ben senin için varım; beklemekse, elimden ne gelir?

Günler böyle geçiyor. Bütün bedenim darmadağın yerlere serpiliyor; toparlayamıyorum. Sensizlik iyice vuruyor bana.

/Bir ses beklemek senden. Soluk beklemek. Suskunluğun en acımasız olduğu zamanlardayım. Hiç bu kadar uzun susmadın sevdiğim. Hiç bu kadar uzun gitmedin bilmediğim yerlere, gözlerimi götürmeden yanında./

(Mektubunu aldığım gün, senin telefonunla uyandım. Beni çok sevindiren o mektup için sana minnettar oldum. İçimdeki çocuğu sevindiren süprizlerini nasıl özlemişim.

Dışarı çıkacatım. Uykusuz olduğum için kanepeye uzanmıştım. Uyumuşum. Düşümde seni gördüm. Bize gelmişsin; bizde kalmışsın.

Sabah olunca, seni uykudan ben uyandırıyorum. kollarından tutarak sevgiyle kaldırıyorum seni yataktan. Sonra salona geçiyoruz. Yüzüme, sana herzaman çok yakışan sevecenliğinle bakıyorsun. Aşkla bakıyorsun. Çok güzelsin. Sımsıkı sarılıyorsun bana.

Bu düş, sonrasızlığıyla tek kişilikti ve tek kişilik düşler çabuk biterdi; bitti.)

/Sevmek, sonrasız bir eylem olabilir miydi sencce? Aykırı bir yaşamsa aşk, ben her bedele razıydım, anla bunu. Senin uzaklıkların benim yakınlıklarım olmuşsa ne gelir elden?

Yaşamın en büyük çelişkilerinin pençesinde gelişen bir aşkta sevinçler aramak varmış, nereden bilirdim? Seni aramak varmış zamanın bir yerinde öyle çaresiz./

(O sözü dudaklarından duymadan yüzüm güler mi benim? "Gülmelisiniz." demekle adı konmamış bir haksızlık yapmıyor musunuz bana?

Mektubunda, "Dünyanın bütün güzelliklerine yakışan insan." diye yazmışsın. Bu güzelliklerin masal sahnelerinden yaşamın sahnesine taşınacağına nasıl inanırım sensiz olunca?

"Aşkı bu kadar yalın benimseyen bir insan sevdiği için neler yapmazdı?" sözün çok anlamlı. sen aşkı biliyorsun. Yokluğunun kahrını gizleyip sana bütün içtenliğimle yardımcı olmak için çırpındığım da..."

/Kelebeklerin tül kanatlarına yazdığım sevinçlerimi paylaşırken, yaşanmazlıkları kendi payıma ayırıyorum./

(Bildin canım sevdiğim, bildin!

"Bana verdiğiniz mutluluğu yaşayabiliyordum. Fakat aylardır sizin yaşadıklarınızdan habersizdim. Bırakmıştınız kendinizi dertlerinizin içinde, beni düşünme, bana yönelme büyüklüğünü gösteriyordunuz." diye yazacak kadar beni anlıyorsun artık.

Seveceksen, ben buyum.

Yüzüme yansıyınca hayalin, avuçlarımla sıkıca kapatırdım yüzümü; kimseler götürmesin diye seni benden. Bu çocuk yanımı sevdin de sarılmadın sımsıkı. Saçlarımı avuçlarında dalgalandırıp yüzüme aşkın kendisi olup gülümsemedin. Sevmedin!

Düşünmeni istiyorum: Yüzyıl sonra şimdi yaşayan insanların büyük kısmı toprağa düşmüş olacak. Ömür bu kadar sınırlıyken, seninle varolmayı ne çok isterdim. Ya şimdi?)

/Bir ses beklemek senden. Soluk beklemek.
Sevdiğini söylemesen de olur.
Sevilen kahrı takdir buyurmuşsa, sevene düşen, çaresiz boyun eğmektir, söyledim sana.
İlk kez bu kadar çok üşüyorum. İlk kez bu kadar çok vuruyorum kendime./

Her yeni gün, yokluğunu farklı boyutlarıyla yaşatıyor bana.

Direniş türküleri besteliyorum, duymuyorsun. Hüzünlenmelerime hep içersin, yine de gelmiyorsun.

Yaşama aldanıyorum bazan. Bu, çok kısa sürüyor. Sonra, varlığının yokluğun kadar gerçek olduğunu farkediyorum. Ben bunu öyle çok yaşıyorum ki.

Kendimi biraz toparlayabildiğim zamanlarda, yine bildiğin insan oluyorum.

/Bir kır çiceğinin taç yaprağına "umut" yazıyorum.
Nice soğuk gecelerde direniyor da bir sözünle kırılır diye korkuyorum.../

Lütfen kırma beni. Öldür, bu can sana fedadır artık. Ama kırma. Umudun patlamalarla azalıp tükendiği o en ince çizgide yokluğuna bırakma beni.

Ben yalnızlığı sevdim, sensizliği değil.

Sonucunu bir an için bile düşünmeden aldığın umudu geri ver; ben sana bütün ömrümü adayacağım.

Yaşamdan bedelini son aşamasına kadar ödeyerek hakettiğim ne kadar alacağım varsa, hepsi senin olsun.

Sonrasızlıklarda seni aramak öyle zor ki.

/Gece. Yine kendime kaldığım binlerce geceden bir gece. ve ağır duvarlarda senin dalga dalga hayalin.
Bir ses beklemek senden. Soluk beklemek. Ağlamaktan başka seçeneğim yok bugün; yineldim sana. En çok senin için, en çok sen böyle istedin diyedir, yenildim sana.
Beklediğim sendin oysa. hani kendi sıcaklığınla gelecektin, nedenini kimseler bilmiyecekti./

Mutluluğunu bulana kadar paylaşımlarımız sürecek, sen istiyorsun diyedir. Sonra mektuplarımı yok edeceksin. Bu gerkli çünkü. Çok istediğim mutluluğuna ileride mektuplarımla engel olmayı kabul edemem.

İçinde bir anı canlandığında, belki bir yıldızın ışıltısında birlikte gülümseyeceğiz; geriye kalacak olan yalnızca bu! Önce sesimi unutacaksın, sonra bana ilişkin bildiğin herşeyi.

(Ben geceleri sevmezdim belki, hayalin olmasa. Gelmesen böyle kendiliğinden.

Anımsıyor musun? Bir gece ne çok konuşmuştuk seninle. Sen sürekli bir şeyler anlatıyordun; birlikte gülüyorduk. Ama benim bir artım vardı: Sen ne kadar tatlı olduğunun farkında bile değildin.

Gece, neden yalnızlıktır çoğu zaman? Birçok insan için böyledir. Benim içinse, hayalini en çok yaşadığım zaman dilimidir.

Her gece geliyorsun. Ben seni yaşamın armağanı oalrak karşılıyorum; sımsıkı sarılıyoruz. Gülümsüyorsun... Görülmemiş güzzellikte gülümsüyorsun.

Hiç gitmiyeceğine inanmaya başlıyorum. Sonra, bir ara yitiyorsun. Ve yine geliyorsun. İnanılmaz bir varlıksın.

Ne zaman düşünsem, sen. Hayal da olsan, sen...

Aslında bütün hayaller, "asıl" ne zaman anımsanırsa, hiç kırılmazlar, gelirler. Sen başkasın yine de. Bütün hayallerden güzelsin.

Her geldiğinde, kendisinin başlı-başına armağan olduğı yetmiyormuş gibi, umudu da armağan olarak getiriyor. Yazık! Giderken geri götürüyor nedense? Belki unutuyor. Umuda ne kadar gereksinim duyduğumu unutuyor...

Hiç düşündünmü sevdiğim? Hayaller neden hep giderler? Yalnızca hayal oldukları içinmi? Yoksa, yine gelmenin sevincini yaşatmak için mi? Nedeni ne olursa olsun, sen hep gel bana. Artık gitme, hiç gitme.

Biliyorum, hayaller hep gider. Yaşattığı tadımlık kavuşmaları, aşkın ağırlığını bırakıp üstümüzde, giderler... Ama sen gitmr. Sen gidersen özlem kalır geriye. Her defasında sensizlik vurulur boynuma. Birdenbire yokluğuna kalırım. Daha önce binlerce kez izlediğim bir film yine sahneye konur. Hiç şaşmadan aynı görüntüler yinelenir. O zamanlarda, yokluğun prangadır, taşıyamam.

Sen olmayınca yaşamak ne için? Ve beklemek... Seni getirmeyeceğine inansam da zamanın o müthiç anını beklemek... Olur mu dersin? Sever misin beni? Ancak o zaman çok güçlü bir canlı olacağımı biliyorsun. Şimdi, yokluğunla bedenimdeki bütün enerjiyi alıp götürüyorsun sanki. Yaşama ilişkin alışılmış işlerimi bile yapmakta zorlanıyorum.)

Tek gerçek için varım artık: Senin için./
Seni seviyorum.

Kenan KALECİKLİ
SEVGİLİYE-suya yazılan mektuplar

0 yorum  

Erkekle ve Kızlar

Kiz cocuga bir top atarsaniz hemen suratina carpar
Erkek cocuga bir top atarsaniz onu yakalamak icin ellerini acar, yine de top suratina carpar

Kiz cocugunuzu disari cikmak icin ozene bezene giydirirsiniz, suslenme fasli bittiginde kucuk hanim harika gorunmektedir ama gidiceginiz yere 1 saat gecikmissinizdir...
Erkek cocugunuzu disari cikmak icin ozene bezene giydirirsiniz, ama 10 dakika sonra gomleginin 2 yakasi 2 tarafa kaymis, ayakkabilari tozlanmistir

Kiz cocuk yerde bir cubuk gordugu zaman alip neden yapildigini anlamaya calisir
Erkek cocuk yerde bir cubuk gordugu zaman alip bundan nasil bir silah yapacagini dusunur

Kiz cocuklara bir Barbie bebek verin, onu giydirir,susler,evcilik oynarlar
Erkek cocuklara bir Barbie bebek verin, hemen kollarini bacaklarini koparirlar

Kiz cocugun saclarini kestirdiginizde yeni halini begenmemisse kendini 2 hafta odasina kilitleyebilir
Erkek cocugun saclarini kestirdiginizde nasil olduguyla ilgilenmez bile

Kiz cocuk annesinin makyaj malzemelerini alip yuzune gozune surer
Erkek cocuk annesinin makyaj malzemelerini alip duvarlari boyar

Kiz cocuk gaz kacirirsa kipkirmizi olur cok utanir
Erkek cocuk gaz kacirirsa once bir guler, ardindan ayni sesi 50 kere tekrar eder

Kiz cocuklar tirnaklarini uzatir ama daha guzel oldugu icin degil, bir erkek cocugun orasini burasini cizebilmek icin...
Erkek cocuklar tirnaklarini uzatir cunku kesmeye usenirler

Erkek cocuklar 6 yasindan itibaren babalarina yanak vermeyi keserler
Kiz cocuklar 6 yasindan itibaren babalari onlara seker vermezse onlar da yanak vermeyi keserler

Kiz cocuklar genelde erkek cocuklardan once konusmayi ogrenirler
Erkek cocuklar genelde konusmadan once silah seslerini taklit etmeyi ogrenirler

Kiz cocuklar filmde biri oldugunde aglarlar
Erkek cocuklar Ninja Kaplumbagalari 3. kere seyrederken biri TVyi kapatirsa aglarlar

Kiz cocuklar buyuyunce kadin olurlar
Erkek cocuklar buyuyunce buyuk erkek cocuk olurlar.

0 yorum  

Niye Alo Deriz?

Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandigimiz "Alo" sözcügü,
gerçekte bir sevgilinin kisaltilmis adidir. Sevgilinin tam adi Allessandra
Lolita Oswaldo'dur. Bu sevimli genç kiz, telefonu icat eden, A.Graham Bell'in
sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hatti sevgilisinin evine
çekmisti. Atölyesinde telefon çalinca arayanin Allessandra Lolita Oswaldo'dan
baskasi olamayacagini bildiginden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra
Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adini kisaltarak hitap
etmeye basladi ve telefonu her açisinda onu "Ale Lolos" diye karsiladi.
Çalismalari uzadikça Graham Bell, sevgilisinin adini daha da kisaltti ve öne
iki heceli bir ad buldu. Bu kisa ad "Alo" idi. Allessandra Lolita Oswaldo,
gelistirip, tüm kente yaymaya çalistigi telefondan baska birsey düsünmeyen
sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsiz olmaya baslayinca
Graham Bell'i telefonuyla basbasa birakip onu terketti.Yasli Bell, sevgilisinin
birgün onu arayacagi umuduyla telefonun basindan ayrilmadi. Kentte çekilen
telefon hatlarinin sayisi da giderek artmaya baslamisti. Graham Bell'i artik
baska kisiler de ariyordu. Fakat o, telefonun her çalisinda kendisini
sevgilisinin aradigini sanarak telefonunu "Alo" diyerek açiyor ve artik
herkes "Alo" diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtiklarinda Alexander
Graham Bell'in anisina saygi olarak "Alo" demeye basladi. Bugün tümümüzün
kullandigi "Alo" sözcügü iste o günlerden günümüze uzanmaktadir.

0 yorum  

Kırkıncı Oda (Ahmet Altan)

Ne kadarınız gerçek sizin ?

Kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor hayatınıza ?

Söylenmeyen neler var kuytularda?

Hani kendinizden bile sakladığınız..
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinç ile kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz içinizde...???
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,kalleşlikler var mı ?
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi bekliyor...???
Göründüğünüz insan misiniz siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi taşıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Gerçek düşüncelerinizi baş başa konuşmalara mı saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?
Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrı' yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz yoksa...???
Uzun bir yolculuğa çıkar gibi duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mi düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden, gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında, bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?
Kızgınlıklarınız yok mu sizin, öfkeleriniz, isyanlarınız? Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler var diye,
hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer, dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler, hangi boş vermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?
Ne kadarınız gerçek sizin?

Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında şatonuzun odalarında
bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya acıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi, bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayati yalandan yaşadığınızı fark etmek nasıl bir sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden, kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?
Ne kadarınız gerçek sizin? Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan, hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terk edip de gitmek istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere? Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara, kendinizi bile yanınıza almadan.
Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde gizliyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin? Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu ? yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada? Otuz dokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı yasıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede...
Belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak...


Ahmet Altan

0 yorum